Kalp ve dil ile zikrin daim olması


Yad kerd terimi daima hatırda tutmak , zikretmeyi sürdürmek anlamında kullanılmıştır.Cenab-ı Hak, O’nu zikretmenin ehemmiyetini Kur’an-ı Kerim’de çeşitli ayetlerde vurgulamıştır.

‘’Ey İman edenler Allah’ı çokça zikrediniz ‘’(Ahzab 33/41)

"-Onlar ayakta iken, otururlarken ve yanları üstüne yatarken Allah'ı zikrederler." (Al-i imran: 191)

Hz Allah (c.c) ayeti kerimede insanın tüm anlarını kapsayan eylemleri ifade etmektedir. Ayakta, koşuşturma anında zikretmek, yine dinlenme anlarında , oturma halinde zikretmek yine uyku anlarında yatma halinde zikretmek.Böylece her anımızda Allah’ı daima hatırda tutmaya vurgu yapılarak; Allah’tan bir an bile gafil kalınmaması gerekliliği belirtilmektedir.

"-Allah'ı nefsinde, içinde huşu' ve korku ile an, gece gündüz açık gizli onu zikret, sakın gafillerden olma." (A'raf: 205)

Zira zikretmeyi bırakmak Cenab-ı Hak’tan kopmayı , O’ndan uzak kalmayı netice vermektedir.Allah Teala Hazretleri, unutanlardan olmamız için O’nu daima gizli ve aşikar şekillerde anmayı emretmiştir.Kaldı ki dünya üzerinde yaratılmış olan her şey hali hazırda Hz Allah’ı zikretmektedir.

‘’Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O'nu tesbih eder. O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbîhini anlamazsınız..." (el-İsrâ, 44) ayeti bu hususa delildir.

Hazret-i Mevlânâ buyurur:

"Kuşların sultanı leylektir. Onun "lek, lek"leri nedir bilir misin? O:

Hamd ü lek, şükrü lek, mülkü lek, yâ Müsteân! (Yâni hamd sana, şükür sana, mülk senin ey kendisinden yardım beklenen Rabbim!) demektir."

 

ZİKRE ZİKİR İLE MUAMELE VARDIR

Zikrin özelliklerinden biri de zikre zikirle mukabele edilmiş olmasıdır.Allahü Teala ‘’Beni zikrediniz ki , ben de sizi zikredeyim ‘’ buyurmuştur.(Bakara 2/152)Zikir iki nevidir:Dilin zikri, kalbin zikri.Kalbin daimi zikri mertebesine, kul lisan zikri ile vasıl olur.Tesirli olan kalb zikridir.İmdi kul hem dille hem kalble zikir halinde olursa süluk halindeki vasfı itibariyle kemale ulaşmış olur.(Kuşeyri Risalesi Zikir bahsi)

Zikir dille yapıldığında önce dilin, sonra kalbin pası silinmiş olur.Bu hususta Muhammed b.Abdullah el Hani Hazretleri (k.s) Adab isimli eserinde yad kerd kalimatını şöyle izah etmiştir:

‘’Salik, murakabe derslerine geldikten sonra zikrini nefyü isbat yoluyla yapmalıdır.Bu merhalede nefyü isbat ¹zikrinin dil ile yapılmasının şart olduğu açıklandı.Çünkü kalb unsurlara bağlı olması sebebiyle unsur tesiriyle paslanabilir.Nefyü isbat ise dil ile yapılınca bu paslar zail olur.Murakabe noktasından müşahede mertebesine yükselir.’’

Dil ile zikre devam Allah’ın varlığını hatırda tutarken ,O’un (c.c) daima şah damarımızdan daha yakın olduğunu bize bildirerek zikrin kalbe inmesine bir yol teşkil eder.Dilin afatı pek çoktur.Dil zikir ile meşgul olur ise bu afatlardan uzak kalır.Zira dil hem gıybet edip , yalan söyleyip, veya boş konuşup diğer taraftan da sürekli Allah’ı zikretmeye muvaffak olamaz.Dil , kalbi etkileyen en önemli unsurlardandır.Bu nedenle kalbin, Allah’tan gayrisine sapma yollarından biri dilin zikre alışması ile ıslah edilmiş olur.

Ele geleni yersin
Dile geleni dersin
Böyle dervişlik dursun
Sen derviş olamazsın.

Yunus Emre

ALLAH’A VASIL OLMANIN YOLU

Allah'a vasıl olmanın yolu, sırat-ı müstakim (doğru yol), şeriata tam uygunluk ve gerek cehren gerek sırren zikrullaha devam etmektir.(Hasan Burkay Hazretleri (k.s) Beyan-ül Esrar-ül Talibin.)

Allah’a vasıl olmak, dünyaya ait lezzetlerden yüz çevirebilmekle mümkün olur.’’Dil ile zikir yakıcı ,kalb ile zikir parlayıcıdır.Zikrullah dünya lezzetlerini yok eder, hak olanları bırakır.(Erzurumlu İbrahim Hakkı (k.s) Marifetname)

Esasen her nefeste ölümün yakınlaştığını düşünmek, her anımızın kayıt altında olduğunu bilmek faydasız ve boş işlerden uzaklaşmanın gerekliliği konusunda en iyi nasihatçilerdir.Nitekim

‘’İki melek (insanın) sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadırlar.İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın.’’(Kaf Suresi 17-18) buyrularak her an gözetim altında bulunduğumuz şuuru ile hareket etmenin önemine işaret vardır.Her sözümüze işleyen bir kalem mevcut iken daimi zikrin önemi daha iyi anlaşılmaktadır.

‘’Kalble veya dil ile olsun Zat ismi veya bir başka zikir nefyü isbat şeklinde yapılmış olması müsavidir.Maksad zikrin kesintisiz bir şekilde devam etmesidir.Allah ile ancak bu şekilde huzura varılır.Bu terimin bir başka manası, gaflete mahal bırakmadan zikre devam etmektir.Çünkü Cenab-ı Hak , ‘’Unuttuğun zaman Rabbini zikret’’ (Kehf /24) buyurmuştur. (Muhammed b.Abdullah el Hani Hazretleri (k.s) Adab)

Zahiri ve batın, ruh ve beden ,yönlerin sahibi olan Allah’a dönmek hususunda bir bütün teşkil eder.‘’Doğu da, batı da Allah’ındır. Nereye yönelirseniz Allah’ın yüzü/zâtı oradadır. el-Bakara, 2/115.Bu yolun serencamını çekmiş olan büyüklerimiz kulluğumuzun ihsan kalitesinde olması ,kulluğun Hakkın razı olacağı seviyeye yükselmesi için -Peygamber sünneti -doğrultusunda gerekli usulleri ortaya koymuşlardır.Bize düşen vusulü, usullere bağlı kalarak yakalamaya çalışmaktır.Abdulhalık Gucduvani (k.s) Hazretlerinin ortaya koyduğu on bir kelimattan yad kerd , bize zikri daiminin önemini öğreterek Allah ile huzura varmaya yol gösterir.

Dip Not:¹

Evliyaullah hazretlerinin beyan ettiği şekilde müride telkin edi­len “Lâ ilâhe illallah” Kelime-i Tevhidi nefyü isbat ile yapılır. Âdâbı şöyledir: Dil damağa yapıştırılır, nefes göbeğin altında hapse­dilir, sonra tahayyül ederek dimağın sonuna kadar “lâ” çekilir. Ora­dan “ilâhe” sağ omuza, “illâllah” da kalbe aktarılır. Kalp, şeklini ve yerini bildiğimiz, sol memenin iki parmak altındaki yerdir. “İllallah” lafzı bütün kuvvetiyle kalbin en derin hücrelerine şiddetle indirilir. Ve ha­rareti de bütün vücûdu saracak derecede kalbe intikal eder.

“Lâ ilâhe” derken bütün mâsivâyı, yani Allah’tan başka kalbinde ne varsa hepsini çıkarıp temizlenir. Her şeyin fâni ancak Hakk’ın bâki olduğu hakîkatine erilir.

“İllâllah”ı söylerken de Cenâb-ı Hakk’ın Zâtının bekâsı, bâki ola­nın ancak O olduğu kalbe nakşedilir. Bu, bütün letâifiyle yapılır. “Lâ ilâhe illâllah”ın aslî harflerle yazısının şeklini düşünülür, mânâsı mülâhaza edilir, Allah’ın zatından başka maksat yoktur. O’ndan gayri arzumuz olmadığını bilmek, O’ndan başka maksut ve mâbu­dumuz olmadığını söylemekten daha şümulludur. Çünkü her mabud aynı zamanda maksuttur. Aksi olmaz. Ve sonunda kalp ile “Muhammedur Rasûlullah” denilir. Bunu söylerken, Rasûlullah’a ittiba etmeye kendini şartlandırır.Bunu böyle tamamladıktan sonra nefesinin kuvvet derecesine göre bunu tekrar eder; bırakırken tek sayıda bırakır. (Muhammed b.Abdullah el Hani Hazretleri (k.s) Adab)

Yukarı Çık