Huş Der Dem (Her Nefesin Farkında Olmak)


İrademiz dışında yaptığımız nefes alma  halinin çoğu zaman farkında bile olmayız. Hûş der-dem prensibi, bu sıradanlığı aşıp, gafletten sakınarak, farkındalığı artırmamızı  istiyor bizden. Nakşibendiyye'de  nefesi muhafaza ( nefesin hakkına riayet yahut nefesten haberdar olma), yol almanın esası sayılmıştır.
Şah-ı Nakşibend (k.s) der ki: “Bizim terbiye yolumuz, nefeslere varana kadar her anını uyanık geçirme üzerine kurulmuştur. Uyanık sufi, iki nefes arasını bile zikirle geçirir.”


Böyle bir farkındalık niçin yaşadığımızı bilmeyi, her nefeste Allah'ı hatırlamayı, tek nefeslik bir anda dahi Allah'tan gafil olmamayı ve dünya hayatını bu hal üzere sürdürmeyi gerektirir. Yine bu mesele üzerinde bu yolun büyükleri buyuruyorlar ki;



“Bir nefesten bir nefese geçerken asla gaflete düşmemek ve huzurda olmaktır”.


Mesela padişahın huzuruna çıkmış biri, hal ve tavırlarına, söyleyeceği sözlere nasıl ki son derece hassasiyet gösteriyor  ise Cenab-ı Hakk’ın nazarının her daim üzerimizde olduğu bilinci de kişiyi bu huzurda olma haline götürmelidir.Çünkü ancak nefeslerini gaflet içinde alıp vermekten kendini muhafaza eden kimsenin kalbi Allah Teâlâ ile huzur halinde olabilir. …


Tasavvufun ana gayesi de bu ihsan şuuruna ermektir. “Allah’ı görüyormuş gibi” yaşamak kişinin bir nevî ilâhî kameralar gözetiminde bulunduğu şuur ve idrâkinin, kalbde sabitleşmesidir. Hesap gününe hazırlanmak için en etkili kuvvettir.İhsan sırrı, Allâh’a yakın kulların adeta bir ruhsal  mîrâcıdır.
İnsanın nefesleri “he” sesi ile girip çıkıyor… Bu “he”, “hüviyet”in, “he”sine işarettir. Demek ki, insan, her nefeste zikredicidir; ancak bunun mânâsı ve şuurundan gafil olduğu için bu zikirden sayılmaz ve zikrin faydasını temin etmez. Böylesi zikir, uykuda sayıklamaya benzer.


Nefes alıp verirken kalbin Allah Teâlâ ile huzurda olması demek, nefesleri Allah Teâlâ’ya itaatle ve ibadet suretiyle ihya ederek geçirmektir. Nefesimizin  gafletten kurtulması ile  kalb huzura erer. Huzura eren ise, Allah Teâlâ’nın tecelliyâtını her an müşahede eder.İşte ancak ,kalb Allah Teâlâ ile huzurda iken girip çıkan her nefes ihya edilmiştir ve Allah Teâlâ’ya adanmış  demektir. Gafletle alınıp verilen hiçbir nefes , Allah Teâlâ’ya varmamıştır.


Gerçekten diri olmak, kalbin diri olmasıyla mümkündür. Kalp ise Hayy tecellisiyle dirilir ve böyle kalplerin sahipleri Allah'ın her yerde hâzır ve nâzır olduğunu, her daim O'nun huzurunda bulunduklarını bildiklerinden gaflete düşmezler. Huzur hali, Allah Tealâ ile birlikte olmayı ifade ettiği kadar bir ruh dinginliğini, kalp veya gönül sükunetini de anlatır. Çünkü Ra'd suresinin 28. ayetinde buyurulduğu gibi; "Kalpler ancak Allah'ın zikriyle itminan (huzur ve sükun) bulur."


“Onlara (olup bitenleri) tam bir bilgi ile mutlakâ anlatacağız. Biz onlardan gâip değiliz. (Yâni onlardan uzak ve habersiz değiliz, her şeye şâhidiz.)” (el-A’râf, 7)“(Münâfıklar) Allâh’ın, gizlediklerini de fısıldadıklarını da bilmekte olduğunu ve(yine) Allâh’ın, bütün bilinmeyenleri en iyi şekilde bildiğini hâlâ öğrenemediler mi?” (et-Tevbe, 78) Ayet-i Kerimeleri de ihsan haline ulaşmanın bir emir olduğuna delildir.

Tasavvufi olgunluk eğitimi, ihsan şuurunu sağladığı için, bu durumda olan kişiler, her an uyanıktır.


Bahâüddin Hazretleri buyurdular:

“- Allah’a varış yolunda işin aslı, nefes üzerindedir. Bütün himmet ve gayreti, nefesi muhafazaya; ve her nefesi de huzura hasretmek gerektir. Nefesin giriş – çıkış ânı ve iki nefes arası, sakın ha gafletle geçirilmesin!,..”



Mevlana Sadettin Kaşgâri kuddise sırruhu’l-azîz

“Bu yolda nefesi muhafaza ve ona riayet etmeği mühim tutmuşlardır. Gerektir ki, her nefes huzur ve bilgi ile alınıp verilsin. Nefesini koruyamayanlara yolunu şaşırmış gözüyle bakarlar.”

Hâce Ubeydullah kuddise sırruhu’l-azîz

“Bu yolda terakkinin temeli nefes üzerindedir. Her nefeste hale bakmalı ve mazi ile istikbali düşünmekten uzak kalmamalıdır. Nefesin giriş ve çıkışında iki nefes arasını öyle muhafaza etmelidir ki, hiç biri vücuda gafletle girip vücuttan gafletle çıkmasın.”

"Allah'ı zikredenler felah bulacaklardır."
(Cuma Suresi Ayet 10)

Yukarı Çık