Allah'ın sevdiği eller


‘’… Allah'ın size helâl ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin ve kendisine iman etmiş olduğunuz Allah'tan korkun.” (Maide, 5/87-88)

İslam, inananları Er -Rezzak olanın Allah (c.c) olduğu, Malik’ül Mülk yani mülkün yegane sahibinin yine Hz Allah olduğunu bildirir.Bu iki ism-i şerif ile bizlere rızkımızın tayin edildiği , rızkın taksiminin Sahibi tarafından yapıldığı ve bununla beraber elde ettiğimiz her malın da yine Rabbimizin bizlere bahşettiği kendi mülkü olduğunu anlatır.Tabi  bu konu yanlış anlaşılmamalıdır.Dinimiz, insanı atalete sevk eden bir din değildir.Bilakis Peygamberimizin(s.a.v)  bu husustaki beyanları herkese malumdur: ‘’ İki günü bir geçen ziyandadır’’.Yine Hz Allah Necm Suresi 38-41 de ‘’İnsan ancak çalıştığına erişir.Onun çalışması şüphesiz görülecektir.Sonra ona karşılığı eksiksiz verilecektir’’ buyurmaktadır.

Dinimizin insanı mal biriktirme,cimrilik ,açgözlülük ve hırslarına dair tüm içgüdülerini frenleyen bir yapısı vardır.Ben aldım ben biriktirdim yerine Rabbim lutfetti, bahşetti  dedirttirir.Yine kazanılan malın  kazanılma şekline dair de helal ve haram kavramları ile yollar tespit edilmiştir.Her insan rızkını, helal dairesinde ararken , haram çizgisini de gözeterek iman sorumluluğunu yerine getirmelidir.Bu hususta her Müslüman dinimizin neleri helal , neleri haram ettiğine dair bilgisini tam ve sağlam edinmek mecburiyetindedir.Nelerin helal, nelerin haram olduğu ise Kur'an ve Sünnet çerçevesi içinde belirtilmiştir. İnsan malla her ilişkisinde, bu ölçüleri göz önünde bulunduracak. Ancak o zaman mal edindiğinde bu mal ona helal olacaktır.Dinimiz, "hak"sız kazanılan malı bir değer olarak görmemektedir.¹

Bilakis harama bulaşarak edinilenlerin insana ateşten bir top olacağı açıkça belirtilmiştir.Hz. Peygamber (s.a.v.)’in de buyurduğu gibi “Haramla beslenen vucut yanmaya daha lâyıktır.” (Keşfü’l-hafâ. H. No: 1973)Bu nedenle dünyada elde edilenlerin denetimi ve elde edilme yolları dünyada da denetlenmek mecburiyetindedir.

İSLAM,KAZANCIN NEREDEN GELDİĞİNİ SORGULAR

Müslüman alışverişte aldatamaz, ürettiği mala hile katamaz, sattığı malın ayıbını alana belirtmek zorundadır , kumarla bir mala sahip olamaz, faiz ile kazanç elde edemez, emanet edilen işten çalamaz, işini hakkıyla yapmak zorundadır,mesai vaktinden çalamaz, işçinin alın teri kurumadan emeğinin karşılığını vermelidir ,Müslüman hırsızlık yapamaz, kimsenin malını elinden devlet olsa bile zorla alamaz, fiyatı sun'i olarak attırmak için mal stoklayamaz¹, malının zekatını vermeden bir sene atlayamaz, kendi içki içmese bile bunu satamaz taşıyamaz bu işlerde çalışamaz vs. Bu noktada Peygamber Efendimiz (s.a.v) çağlar ötesinden bizi ikaz etmektedir.“İnsanlara öyle bir zaman gelir ki kişi malı helalden mi haramdan mı aldığına hiç aldırmaz.” (Buhari)

İslam’da ben ekmeğime bakarım işin arka planı beni ilgilendirmez düşüncesine yer yoktur.Her fert kendine olduğu kadar topluma karşı da sorumluluk sahibidir. İslâm’da fert ve devlet planında sorumluluklar vardır.Bu noktada kurulması gereken sistemle  de, mala ulaşmada "helal" yolları koruyan, "haram" yolları tıkayan denetim mekanizmalarını oluşturmak zorundadır

İŞTE ALLAH’IN SEVDİĞİ ELLER

Peygamber Efendimiz el emeğinin önemini bizlere şöyle anlatır: Bir gün Peygamber Efendimiz (aleyhissalatü vesselam) Sa’d b. Muaz (radiyallahu anh) ile karşılaşıp onunla musâfaha yapmış (tokalaşmış) ve Hazreti Sa’d’ın ellerinin nasırlı olduğunu görünce bunun sebebini sormuştur. Büyük sahabi, “Ailemin ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmaktan böyle oldu!” deyince, Habîb-i Ekrem Efendimiz, “İşte Allah’ın sevdiği eller!..” buyurarak aziz dostunun nasırlı ellerini işaret etmiştir.

Yine “Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir şey yemiş değildir.” (Buhari, Bûyû, 15)buyurmuşlardır.

İslam toplumunda müminler birbirlerinin kardeşidir.Bu yapıyı bozabilecek her davranış ve yol dinimizde günah kavramının içindedir.Bu kardeşlik müessesesinin korunması için helal haram çizgilerini koymuştur. Bir kudsi hadiste ‘’İki ortak eğer birbirlerinin hakkını kollarsa Allah üçüncü ortakları ben olurum der.’’Hak’ka riayetin kazancı bu anlamda ortadadır.

‘’İslam’da herkesin eline ulaşan mülk, ancak "hak" bir sürecin içinde oluşmalıdır’’¹.

LOKMANIN SAFLIĞI KALB HAYATINI ETKİLER

Hazreti Mevlânâ da, “İlim de hikmet de helal lokmadan doğar; aşk da, merhamet de helal lokmayla meydana gelir. Bir lokma, haset ve hileyi netice verirse, cehalete ve gaflete sebeb olursa, bil ki, o lokma haramdır. Hiç buğday ekilip de arpa hasat edildiğini gördün mü?” demiş; hem sâlih bir insan olmanın hem de sâlih evlat yetiştirmenin helal rızıkla çok alâkalı olduğuna vurguda bulunmuştur.

Ebu  Vefa Hazretleri bu mevzuyu anlatırken şahsî hayatından ve kendi çocuğunun bir huyundan misal verir: Hazret’in oğlu sürekli elinde bir çuvaldızla dolaşmakta ve devamlı surette tulumlarla su taşıyan insanların tulumlarını delmektedir. Ebu Vefa Hazretlerinin üzülmesine gönülleri razı olmayan ahâlî bu durumu uzun süre gizli tutar ve şikayetçi olmazlar. Fakat, zamanla iş çığırından çıkar ve çekilmez hale gelir; halk mecburen meseleyi Hak dostuna açar ve oğlundan şikayetçi olurlar. Hazret, oğlunun yaptıklarını öğrenince gerçekten çok üzülür ve bir o kadar da şaşırır. Durumu eşine anlatır; bunun sebebinin ikisinden biri olduğunu söyleyip hanımından çocuğa hamileyken yanlış bir harekette bulunup bulunmadığını sorar.

Anne düşünür taşınır ve eşine şunları söyler: “Çocuğun doğmasından birkaç ay evvel komşunun evine gitmiştim. Orada portakal ve nar gibi meyveler gördüm. Canım çok çekti ama istemeye de utandım. Komşum görmeden elimdeki örgü tığımı meyvelere saplayıp saplayıp ağzıma götürdüm ve böylece onları tadarak meyve arzumu giderdim.” Ebu Vefa hazretleri bunu duyunca “İşte tığını meyveye saplayıp birkaç damla da olsa izinsiz ve haram olan meyve suyunu tatman, evladımızda tulumları delme şeklinde tezahür etti. Şimdi huzur-u kibriyaya yönel, ağla ki Allah günahını affetsin.” der. Annenin, kabahatini anlayıp ağlayarak dua dua yalvardığı ve sonra da komşusundan helallik aldığı aynı anda, çocuğunun içini bir pişmanlık hissi doldurur ve “Bu yaptığım iş bana hiç yakışmıyor. Artık, böyle bir şey yapmayacağım” diyerek elindeki çuvaldızı atar.

Bu konuda geçmişimizin güzel örnekleri pek çoktur.Ne var ki günümüzün değer erozyonları arasında bu örnekleri bulmak nerede ise imkansız hale geldi.Bu nedenle her fert zamanımızda büyük sorumluluklar taşımak mecburiyetindedir.Nesillerimizi ve kendimizi haramların ateşinden korumak için gerekli tedbirleri almak zorundayız.Kazançlarımızı , ve bunu elde ettiğimiz yolları, bu yollardaki davranışlarımızı denetlemeli ; çocuklarımıza alın teri ile kazanmanın ne kadar kıymetli olduğunu anlatmalıyız.

Unutmamalıyız ki Hayy’dan gelen Hu’ya gitmelidir. Allah’ın bize nasip ettikleri yine O’nun dinini yüceltmek, bu dini bilmeyenlere duyurmak için de kullanılmalıdır.Bir hurma ile bile iftar ettirin sırrının bu noktada gizlendiği kanaatindeyim.Her an ve koşulda İslam’ın güler yüzünü insanlara bildirebilmeliyiz. Bu da tabi lokmamızın bize yansıdığı oranda derdimiz olacaktır.Rabbimiz kazançlarımızı helal, gayretlerimizi makbul kılsın, bizleri dininde kullandıklarından eylesin .amin.

 

Dip not ¹ (A.Taşgetiren)

Yukarı Çık