Ya Mukallibel Kulûb


              

 

 

Yıllar önce bir seminerde dinlemiştim.Kişinin kendini tanıması davranışlarını tarif etmesiyle değil, duygularını tanımasıyla olurmuş. “Son iki saat içindeki duygularınızı yazın.” demişlerdi de hepimiz zorlanmıştık.Bir  çok duyguyu , çok hızlı bir şekilde yaşamış olduğumuzu anlamıştık.

 

 

 

Neden böyle oluyor diye zaman zaman düşünürüm.Çünkü İnsan , etkiye çok açık bir varlık.Gördüğümüzden etkileniyoruz, duyduğumuzdan etkileniyoruz.O nedenle bulunduğumuz ortam çok önemli.Şöyle bir hayal ettim de elemelerin yapıldığı bir ortamda hiç heyecan olmaması oranın ruhuna ne kadar aykırı olur.Yemek yeme rahatlığında bir duygu ortamı beklenemez.Etkiye açık bir kalp taşıyorsak, bulunduğumuz ortamlarda da seçici olmak gerekiyor sanırım.

 

 

Bu açıdan bakıldığında günümüz insanı dışarıdaki koşuşturmadan, teferruatıyla anlatılan cinayet haberlerine ,büyük alışveriş merkezlerine, dizilerde işlenen konulara  kadar birçok etkinin bombardımanı altındadır.Bu yönüyle modern insan harp meydanının ortasında kalmış gibidir.Çünkü kalb hepsinin tesirinde kalır ve yara alır.

 

 

Kalbimiz, "an"  içerisinde kendi hakikatini arama eğilimindedir. Hakikate dair olan,  mana alemine ait olan ile tatmin olur. Eğer bir an içerisinde bunu dışarıdaki etkenlerden dolayı yapamıyorsa, hakikat ile buluşamıyorsa kalb yara alır. Ruh , ferahlık arar. O da Allah’ı bulduğu andır . “İşte, aradığım bu !” dediği nokta kalbin huzur bulduğu yerdir.

 

 

Böyle olunca siz , saatlerce bilgisayar başında boş vakit geçirmiş birinden “Çok huzurlu bir zaman dilimi geçirdim.” Sözünü duyamazsınız. Yine boş kelamlardan oluşan bir sohbet ortamından ayrılmış kişiden de huzura ait cümleler duyamazsınız.Çünkü kalb sadece Allah’a ait olandan tatmin olur, gayrısı onu yorar. İnsan yaşadığı sürece kalbin bu arayışı da aralıksız devam eder. “Allah’ı anmak” diye de kısaca tabir edebileceğimiz zikir , kalbin bayramıdır, oksijenidir. Aradığı ile buluştuğu “an”dır orası.

 

 

Her an ve her gün yüzlerce etkiye maruz kalan kalbimiz içinde bulunduğu ortam gereği yüzlerce de duygu yaşar. Dalgalanır durur. İşte bireysel olarak  biz bu duygu selini yaşarken, yeryüzündeki tüm insanlar ve hatta tüm canlılar da böyle duygular yaşar. Ve tüm kalblerdeki  duygu geçişlerini kontrol eden bir kudret var ki bu ahengin kontrolünü elinde tutar. Kalplerin evirilip,çevirilmesini ve yeryüzünün sükunetle devamını sağlayan “mukallibel kulub” tür O (cc).

 

 

İki kişinin birbirini sevmesi, bir çocuğa duyulan şefkat,  yapılan iyiliklere duyulan vefa hep bu cümledendir. Kitap okuyan birine dışarıdan bakıldığında kağıt üzerinde harflerin birleşmesinden oluşan kelimeler dizinini yan yana getirdiği gözlemlenir. Böyle olduğunda çok da dikkat çekici bir tarafı yokken; o insanın, o kağıt parçasına bakarak gözlerinden yaş süzülmesi oradaki mananın kalbte tesir edip, duyguların coşmasıdır. Bu duyguyu yaratan, kontrol eden Mukallibel kulub’tür.

 

 

Yâ mukallibel kulûb, sebbit kalbî alâ dinike ve tâatike."Ey kalpleri halden hale değiştiren (Allahım), benim kalbimi dinin üzere sabit kıl"

Allah kulunun kalbini istediği tarafa çevirir. Kulunun kendisi ile kalbi arasına girer. İyi halini kötü hale tebdil eder. Resulullan (s.a.v.) efendimiz bir hadisinde şöyle buyurmuştur:

“Mü’min’in kalbi Rahman’ın kudret elindedir. İstediği tarafa onu çevirir.”

 

 

 

Bookmark and Share

 

Yukarı Çık